Öğretmenliğimin ilk yılında Erzincan’ın merkeze bağlı bir köyündeki (şimdi bir belde olan Karakaya) öğrencilerime kitabın önemini anlatırken hangi imkânsızlıklarla derse gelindiğini bilmiyor değildim. Bunu bir eski elma kasasının içinde kâh para toplayarak kâh Akpınar Kitabevi’nin yardımlarıyla öğrencilere aldığım kitaplardan ikisini görünce bir kez daha anlama fırsatım olmuştu.
O an kitaplar sanki elma sandığında değil, kalbimin üzerindeydi de kitapların ağırlığından olsa gerek gözümdeki yaşları öğrencim görmesin diye kaçışımı hatırlarım. 25 Ağustos 1992’de yüz binlerce insanın katliyle birlikte Saraybosna’daki kütüphanenin de bombalarla yakılıp yıkılışı ile imkânların nasıl yok etmek için seferber edildiğini görünce de nereye kaçmalıydım?
İnsan mutluluklardan haber vermeli, diye düşünürüm. Ancak görünürde değilse bile daha içte bu işi gerçekleştirebileceğimi sandığım bir kitabı, James Raven’in bir araya getirdiği makalelerden oluşan “Kayıp Kütüphaneler” adlı kitabı da bu yüzden iç acıtıcı hikayeleri barındırdığı halde bir kez daha kalemin kılıçtan üstün olduğunu hatırlattığı için okuyuculara tanıtmak istedim. Kayıp Kütüphaneler, gerek içerikleri ve gerekse kaynakça ve dipnotlarıyla da kendi ilgi alanlarında yetkin olduğunu hissettiren yazarların kaleme aldığı bir kitap. Aynı zamanda kitabın serüvenini anlatan bir kayıp hazineler tarihi. Kitabın içeriğine geçmeden evvel daha ötede bir şey daha öğreniyoruz. Kitap, ilk çağlardan bu yana bütün medeniyetlerin kutsalları ile yan yanadır. Bir diğer deyişle kütüphaneler, kutsal mekanların içinde addedilmiş; saraylarda, manastırlarda ve zigguratların en gözde yerlerinde kurulmuş.
İlk makalesiyle kitabın aynı zamanda derleyicisi de olan James Raven’in kaleminden meşhur İskenderiye kütüphanelerinden Batı rönesansının en önemli kaynaklarından biri olan Endülüs kütüphanelerine kadar dramatik hikayeler okuruz. Tamamı neredeyse bir dünya kütüphaneler tarihi olarak da okunabilecek kitapta Endülüs’ten Çin’e geçmişten günümüze kadar çeşitli sebeplerle yakılıp yıkılan yahut satılan kütüphanelerin yanında kayıp olan kitapların da izi sürülüyor. Birbirini takip eden makalelerde geçmişten günümüze bir seyir izlenirken kimi kütüphane ve kitapların ayrıntılı bilgisine rastlamak da mümkün. Felsefenin önemli simalarından Aristo’nun kitaplarının da bir dedektif gibi izinin sürüldüğü makalalerde kütüphaneleri kainatın bir varyasyonu olarak gören Jorge Luis Borges’nin çoğu hikayesinde de karşımıza çıkan kayıp ya da yazıldığı varsayılan kitaplar da aklımıza geliyor. Ki bu hikayelerde itibari de olsa Cervantes’in ya da Dante’nin kayıp kitaplarından da bahsedilmesi gerekir miydi bilemiyorum, ama yine de kayıp kitaplar, hangimizin düşlerine saldırmamıştır ki?
Kayıp Kütüphaneler, on beş makale, yakılmış ve yıkılmış kütüphanelerin resimleri ve daha önce de belirttiğim gibi çok emek harcanarak hazırlanmış kaynakçasıyla aslında kitap koleksiyoncusu kişiler için de vazgeçilmez bir kaynak. Yalnızca geçmişten günümüze kitabın serüvenini okurken değil, kitaplar hakkında Batı’da yapılan çalışmaların eklendiği kaynakça ve dipnotlarla bu konuya ne kadar özen gösterildiğinin görülmesi açısından da önemli bir belge konumundaki “Kayıp Kütüphaneler” kütüphanemizde olması gereken bir çalışma. Kitabın en önemli gördüğüm makalelerinden biri olan “Eski Mezapotamya’nın Kayıp Kütüphaneleri”nin yazarı Jeremy Black’in de belirttiği gibi genel anlamda bir medeniyet için dört çeşit kayıp kütüphaneden bahsediliyor. Bunlar sırasıyla bugüne kadar bulunamamış, keşfedilemeyen kütüphaneler, tahrip edilmiş kütüphaneler, yerine başka kütüphanelerin konulduğu kütüphaneler ve son olarak da erişilemeyen kütüphaneler.
Genel olarak bakıldığında kitabın ana teması, kayıp kütüphaneler ve kitaplar olmakla birlikte özellikle James Raven’in yanlış anlamaların da önüne geçerek İslam’ın kitapları yakan bir medeniyet olmadığının altını çizmesi önemli bir ayrıntı olarak göze çarpmakta. Özellikle “Akıllı İnsanların Tarihi” kitabıyla dikkatleri çeken İbn El Kıftî’nin şahsında hayali hikayelerin uydurulduğunu belirten Raven’in bunu İslam medeniyetinden diğer örneklerle aktarmış olması da göze çarpan niteliklerden biri. 1869 yılında yağmalanan Corvina Kütüphanesi’ne yaptıkları katkılarından ötürü Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid’in adlarının da saygıyla anılması bir başka dikkat çekici yön.
Türkiye’de de bizim bilmediğimiz çalışmalar bulunmakla birlikte umarız kütüphaneler üzerine böylesine ayrıntılı bir tarihleme, bir tarih sorgusu yapılır. Ve yine umalım ki henüz beşte biri tasnif edilip çok azı okunabilen Osmanlı mirasının dökümü en kısa sürede tamamlansın. Böylelikle öğrencilerimizin elma sandığında yalnızca iki kitaptan fazlasına ulaşabilmelerini sağlayabilelim.